Hakkımızda
Bu blogu neden yazıyoruz?
İstanbul’da bir evin salonunda, camın karşısına oturup yazıyoruz. Anlattığımız şey büyük bir iddia değil: akvaryumu ilk kez kuran birinin aklındaki sorular.
Nasıl çalışıyoruz
Soruyla başlar, camın önünde biter
Bir yazıya oturmadan önce tek şeye bakarız: bunu soran kişi şu an ne yapıyor? Mağazada mı, camın başında mı, yoksa balığını yeni mi kaybetti? Cevap yazının tonunu bile değiştirir.
Sonra sırayı kurarız. Önce bu akşam ne yapılacak, ardından neden öyle. Bir rakam veriyorsak yanına “senin camında başka olabilir” notunu koyarız, çünkü gerçekten başka olabiliyor. Emin olmadığımız yerde emin olmadığımızı yazarız.
Yanlış bir şey yazdığımızı fark edersek yazıyı düzeltiriz. Sessizce silmeyiz.
Neye değer veriyoruz
Yazarken kendimize koyduğumuz sınırlar
Balığa zarar verecekse yazmayız
Bir yöntem ne kadar pratik olursa olsun, canlıya yük bindiriyorsa listeye girmez. Kolaylık ikinci sırada gelir.
Gerekmeyen şeyi aldırmayız
Bir malzemenin gerçekten lazım olup olmadığını söyleriz. Çoğu zaman olmuyor, onu da açıkça yazarız.
Bilmediğimizi saklamayız
Her türün huyunu ezbere bilmiyoruz. Kaynağı belirsiz bir bilgiyi kesinmiş gibi sunmaktansa “bu konuda net değiliz” demeyi seçiyoruz.
Sorana geri döneriz
Form sadece vitrin değil. Gelen mesajları okuyoruz ve cevabı mümkün olduğunca senin camına göre kuruyoruz.
Kime yazıyoruz
Karşımızda genelde kim var?
İki ayrı hâl düşünüyoruz. İkisi de aynı salondan, aynı camın başından çıkıyor.
Akvaryumu henüz kurmadın
Vitrine bakıp “olur mu bu iş” diyorsun. Bütçeyi, yeri ve sabrı birlikte tartmak isteyen birine yazıyoruz. Seni bir şeye ikna etmeye çalışmıyoruz; belki sonunda daha küçük bir cam alırsın, belki bir süre beklersin. O da olur.
Camda bir şey ters gidiyor
Su bulanıklaştı, bir balık köşeye çekildi, bitkiler eriyor. Telaşlı birine uzun bir giriş yapmak ayıp olur; ilk adımı ve nedenini kısa söylemeye çalışırız. Ama ilaç şişesine uzanmadan önce bir dur deriz.